Genel olarak can sıkıntısıyla geçen bu kısa macerada aklımda kalan izleri paylaşayım dedim.
Gidiş:
Metro turla yaptığım yolculuk genel olarak güzeldi. Bursa - TS maçını vermelerinin payı büyük bunun arkasında :)
Türk her yerde Türk'tür! Sınırı geçer geçmez, yasağın kalkmasıyla pek çok kişi sigaralarına sarıldı.
Arada seçim kavgası da oldu rahatladık hepimiz. Sabaha doğru güneş daha doğmadan Şumnu'ya (bulunduğumuz köyün bağlı olduğu il, dolayısıyla da durağımız) vardık. Dedemle Erol Abi(köyün şoförü) gelmişler bile, biz kara kara düşünüyorduk ne yapacağız diye.(Sık sık hırsızlık olan bir yer orası, gözü açık olmak lazım.)
Köye gider gitmez uyudum.
Köy:
Yağan kırımsalar sonucu koca asmalıkta tek bir üzüm bile yoktu bu sene. Aynı şekilde domates, salatalık gibi meyve ve sebzelerde de üzüm kadar olmasa da problemliydi. Eh bizde bol bol mısır, biber yedik.
Önceki senelerde yüzlerce hayvanla geçerdi çoban köye gelip gittiğinde. Öyle ki sokaklar bok içinde kalır, yürümekte zorlanırdık. Bu seneyse toplasan 30u geçmeyecek kadar hayvan vardı ve hiçbiri büyükbaş değildi. Köylünün bu sene işi zor, hem verim yok hem hayvancılık bitmiş.
Kasaba:
Sanırım bu kadar köyü anlatma yeter; geçelim kasabaya.
Şumen az da olsa gelişmiş.Çok az bir nüfusu da olsa hepsi dışarıda geçiriyor gününü.
Caddeler kafelerle dolu, kitap dergi satan pek çok yer var.Ayrıca Şumnu dünyanın ilk
tiyatro binasını barındırıyor.(Evet,ben de inanmadım buna, ama öyle dediler)
İnsanları:
Balkanların kızları güzellikleriyle ünlüdür, hakikaten de öyle. Ama şöyle bir gerçek te var ki: Kızlar erkeklerden daha abazan. Çok garip bir his bu, sanki cinsiyetler yer değiştirmiş gibi geliyor insana başta, ama alışıyorsunuz demek te isterim ama ben alışamadım. :)
Ziyaretimin son günlerinin ramazana denk gelmesiyle sinir küpüne döndüğümü söyleyebilirim.
Nedeni açlık değil, bazı köylüler.Türkiye'nin hangi yerinde insanlar dışarı yayılıp karşılıklı bira içer bilemiyorum ama maalesef bizim köyümüz bunlarla dolu. Hafif bir itirsem yere yığılacak kadar sarhoş olmuş, ne kendine ne insanlara saygısı kalmamış bunların. 'Allah Allah' deyip içki içmek cesaretten çok deliliktir bana göre. Hani illa içeceksen göstermeden yap be adam, neyse sinirlendim atlıyorum bu konudan.-.
Dönüş:
Dönüş gidişten daha sıkıcı ve daha yorucuydu. Cam kenarında olmama rağmen yolda gözlemlemeye değecek hiç bir şey yoktu. Müzik dinleye dinleye geldim İstanbul'a.
Aşağıda da seçtiğim bir kaç resim var.Bakmadan geçmemenizi öneririm.
Zaten yazıyı okumadan oraya bakacak çoğunuz :)
(Şumnu otogarı,arkadaki yapı Bulgaristan'ın bağımsızlığına kavuşmasını temsilen yapılmış ve merdivenlerinin sayısı Türk boyunduruğu altında geçirdikleri yıl kadarmış, çok yüksek bir yer çıkamadım ben :)
(Şehiriçinden bir kare)

(Trakiski Köyü: Arkadaki dev dağa Balkan diyorlar. Enfes bir manzara.)

(Ağacın tepesindeki maymun benim :) ,balkanda çekilmiş bir resim.)

(Bu da bizim köy, iyi bakarsanız görürsünüz :)