12 Aralık 2010 Pazar

Igor (2008)

Bundan böyle izlediğim ve incelemeye değer bulduğum filmleri inceleyeceğim. Siftahı bir animasyonla açıyorum: Igor.
Öncelikle animasyon olduğundan ve şirinliğinden çocuklara yönelik bir film olduğunu sanmayın sakın.
İçinde ara ara cinsel unsurlar barındırıyor. Ama bunların hiçbiri TV'de görebilecekleriniz kadar abartılı değil.

Filme başlamadan önce hakkında bir bilgim yoktu. Bu şekilde izlediğim filmler genelde başarılı oluyor, sanırım beklenti olmayınca gözüme daha hoş görünüyor nedenini bilmiyorum. Artık filme geçelim.

Igor oldukça yavaş başlıyor, hatta sıkıntıdan yarıda bile bırakabilirsiniz, biraz daha sabrederseniz olaylar gelişmeye başlıyor. Igor tıpkı diğer Igorlar gibi bir emir eri, kaderi bu şekilde doğduğundaki parçasıyla birlikte belirlenmiş. Bu duruma boyun eğmeyen Igor, sonunda kendi kaderini seçmesi gerektiğine karar veriyor, ama bununla beraber insanları da buna ikna etmesi gerektiğinden fazladan bir efor sarf etmesi gerekiyor.
O anın politik koşullarından da yararlanarak kendine bir yol seçiyor. Onu kullanmak isteyenlerin de etkisiyle
olaylar gelişiyor.


Film boyunca mesaj kaygısı gütmeden pek çok şeye eleştiri getiriliyor; önyargılar, para, hiyerarşik düzen vs. Bu yüzden film daha çok yetişkinlere göre olmuş.
Hikayesi basit ve açıkçası çok ta büyük sürprizlere gebe değil, ama işlenişi gayet başarılı.
Grafiklerde Tim Burton havası var. Karakterler de güzel yedirilmiş, hiç birinin altı boş değil.
Basit ama güzel bir sonla da tamamlanmış film. Güldürmese de gülümsetmeyi çok iyi beceriyor.
Anti kahramanlar, sosyal düzeni sorgulayan ve sevgiyle ilgili filmlerden hoşlananlar için başarılı bir film.

Benim Notum: 9/10
IMDB Notu: 6/10

Wikileaks

Bir bomba patladı tüm dünyada Wikileaks diye. 10 küsür senedir var olan bu aktivist site sonunda ucundan bize de değdirdi. Siyasetçilerimize de gün doğdu tabii, başörtüsü havuz yavan gelmeye başlayınca. Bir tarafta durunu ciddiye almayan, hepsinin karalama olduğunu söyleyen iktidar. Diğer tarafta bundan nemalanmaya çalışan, sürekli gündemde tutmaya çalışan ana mualefet. En köşede de işin içinde yenilik çağdaşlık olduğu için en uzaktan takip eden yardımcı mualefet. Zaten bu üçlünün kendi aralarındaki kapışmalara alışık olduğumuzdan fazla uzatmayacağım bu konuyu, sözü asıl getirmek istediğim konu olayın uluslararasındaki yankısı.

Başta hükümetlerin kendi içlerindeki gizli yazışmalarla herkesin maskesinin düştüğünü sanmıştım.
Kameralar önünde yapılan şirinliklerin yalan olduğu ortaya çıkınca bu liderler birbirlerinin yüzüne tekrar nasıl bakacak diye merak ediyordum. Öncelikle Davutoğlu hakkında ABD kaynaklı "deli" sıfatına karşılık olarak bir özür talep edileceğini sanmıştım. Öyle olmadı, konuyla ilgili bir açıklama da istenmedi, yapılan sadece örtbas etmek oldu. Sadece Türkiye ABD değil, tüm dünyada durum böyle oldu. Kimse bu gizli hakaretlerden rahatsız olmamıştı. İş sonrasında daha da ilginç hale geldi, fatura işleyene değil onu ortaya atana Wikileaks'e kesildi. Hiyerarşik düzenin nasıl bu kadar yozlaştığını şaşkınlıkla izledim, ortada ne ülke onuru ne prestij kalmıştı.

Anlaşılan o ki tecavüzü işleyen de ,Fatmagül de durumdan memnundu.

9 Aralık 2010 Perşembe

Uruguaydan ithal edilen fenerbahçeli Lugano ve Angus inekleri ve Türkiye ekonomisi üzerine mizahi yaklaşımlar

Üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen Çipura'yı çiftlikte yetiştirmeyi başaran Türkiye, dünyanın en güzel meralarına sahipken, ineği de ta Uruguay'dan getirmeyi başardı.
Yeterli ineğimiz yok çünkü.
Koyun sayımız iyi.
Öküz de getireceklerdi aslında. Şöyle bir baktılar etrafa... Eh, yeteri kadar var. Var ama, hayvan başka şey... Hayvancılık başka şey maalesef.
Bu Uruguay'dan ilk önce Lugano gelmişti bize.
Bonservisi 6.5 milyon Euro'ydu,
4 yılda ödenen para 14.5 milyon Euro...
Uruguay ineklerinin tanesi, 1.800 Euro...
8 bin tane gelecek, onlar da 14.5 milyon Euro...
Hadi diyelim, inek yetiştiremiyoruz. ..
Bir tane Lugano yetiştirip Uruguay'a göndermeyi becerebilseydik, inekler bedavaya gelecekti yani....
O nedenle, Lugano'nun kaptanı olduğu Uruguay milli takımı Dünya Kupası'na katılıyor...
Biz ise Uruguay ineklerinden mangal yapıp, Kupa'yı televizyondan seyrediyoruz anca:)
Top çevirmeyi bırakıp, kıyaslarsak:
Türkiye'nin nüfusu 72 milyon. Alt tarafı 10 milyon ineği var.
Uruguay alt tarafı 3.5 milyon kişi. 13 milyon ineği var. Kişi başına 4 inek nerdeyse!
Netice itibariyle özetlendiğinde mesele üç çocuk yapmak değil yeğenim, dört inek yetiştirmek!

Not: Bana ait değil, ama çok beğendiğimden koyuyorum buraya.